Buzlu Mağaradaki Not Defteri

Anket: Remake

Funny Games, Shutter, One Missed Call... Korku filmlerin yeniden çekilmesine nasıl bakıyorsunuz?
 

Puan verin!

(Toplam 20 Oy)

 

Korku filmleri, kitapları, oyunları ve seri katil incelemeleri yollayarak Korku.Org’a katkıda bulunun. Ayrıca editörlük başvurusu yaparak bir Korku.Org yazarı olabilirsiniz.

Ya da yazdığınız hikayelerinizi gönderin, Korku.Org'da yayınlayalım!

Mail adresimiz: info@korku.org.

 

Korku.Org'a reklam vermek için lütfen info@korku.org adresinden bize ulaşın.

image

ÖNEMLİ NOT:

 Bir not defterine yazılmış bu yazılar 1997 yılında, Elazığ’ın Harput ilçesindeki Buzluk Mağarası’nda arkeologlar tarafından yapılan bir araştırmada bulunmuştur. Anlatılanların gerçekliğine işaret edecek hiçbir bulgu saptanmamıştır. Defterdeki yazıların, mağarada kaybolan ve mağaradaki zehirli gazlardan dolayı sanrılar gören biri tarafından yazıldığı düşünülmektedir. 

 O geziye asla katılmamalıydım. O soğuk taş basamaklardan asla inmemeliydim. Gizli ve karanlık şeyleri keşfetmek gibi kötü bir huyum vardır. Karanlık aydınlığın zıddıdır ve yaşadığımız dünya her ikisini de barındırır. Ama bende olduğu gibi, karanlık şeylerin peşinden gitmek türünden bir saplantınız varsa bulacağınız tek şey beladır. Sanırım konuya çok hızlı girdim. Başımdan geçen olayları biraz olsun kavrayabilmeniz için en baştan alayım.  

 Rahmetli dedemin memleketi olan Elazığ iline ilk gidişimdi. Annem ve babam da yanımdaydı, onlar da Elazığ’a ilk defa geliyordu. Birer kimya mühendisi olan annemle babam Elazığ’da düzenlenen ulusal kimya kongresi için gelmişlerdi. Bense sadece macera için. Telaşlı bir uçak yolculuğundan sonra otele vardık. Babamların kimyacı arkadaşları arasında bir uzaylı gibiydim.  Neyse ki kongreye benim yaşlarımda birkaç genç de katılmıştı. Gerçi onlar da hayata bilimin soğuk ve mesafeli bakış açısından yaklaşıyordu ama yalnız kalmayı pek sevmediğim için onlarla ahbaplık etmeye başladım.  

 Akşama doğru Elazığ’ın Harput ilçesine doğru ufak bir geziye katıldık. Minibüs şoförümüz Elazığ’ın yerlisiydi. Harput’un yüksek ve çölümsü arazisinin üzerine inşa edilmiş türbeler ve yıkık ortaçağ kaleleri arasında bir çay bahçesine oturduk. Şoförün, başı kesik evliyalar ve Kurtuluş Savaşı’nda uçan askerlerle ilgili anlattığı hikayeleri merakla dinledim. Olağandışı hikayelere olan ilgime rağmen şoförün anlattıkları benim için birer efsaneydi. ‘Efsane’ kelimesini kullanmamdan rahatsız olmuştu sanırım, o bu hikayeleri gerçek olarak kabul ediyordu. Ona göre bu hikayelere inanmak gerçek bir Müslüman’ın göreviydi. Bense daha fazlasını istiyordum. Daha sıra dışı, daha beklenmedik bir şey. Bu halk efsaneleri, türlü yaratıklarla ve esrarengiz olaylarla doldurduğum hayal gücümü beslemeye yetmiyordu. Aslında aradığım şeye çok yakındım.  

 Gezimizin bir sonraki durağı: Buzluk Mağarası. ‘Mağara’ kelimesi oldum olası bende tuhaf bir merak uyandırmıştır. Harput Kalesi’nden de yükseğe, yaklaşık 1500 metrelik bir tepeye çıktık minibüsle. Asfaltın erişemediği toprak yollarda toz soluduk, terk edilmiş taş evlerden sonuncusu da arkamızda kaldı. Güneş batarken tepenin üstündeki bir oyuktan düşe kalka inmeye başladık. İki kayanın arasındaki boşluktan beliren taş merdivenleri gördüğümde tüylerim diken diken oldu. Engebeli basamaklardan inmeye gönüllü olan birkaç kişiden biri de bendim elbette. Hemen önümde olan şoförümüz bize rehberlik ediyordu. Dönerek  inen basmaklara adım attığımızda havada ani bir soğuma oldu. Yeraltından gelen buz gibi bir rüzgar yüzümü yaladı. Merdivenler ufak bir düzlükte kesildi. Kayaların üstü buz tutmuştu. Az ötede basamaklar devam ediyordu ama bunlar insan eliyle yapılmamıştı, doğanın tasarımıyla oluşan kaya çıkıntılarıydı. Buzlu basamaklarda kaymamak için bir lambaya bağlı olan kabloya tutuna tutuna indik. Son aydınlık kat. Nefes almak güçleşti, tuhaf bir heyecanla basamakların daha da devam ettiğini, hiçbir ışığın aydınlatmadığı dehlizlere uzandığını gördüm. Hepimiz sessizdik. O anda çok derinden gelen bir inilti duydum. Aslında inilti kelimesi tam da anlatmıyor bu sesi. Sanki çok, çok yavaş bir kahkahaydı bu. Dehşetle şoförün yüzüne baktım. ‘Siz de duydunuz mu?’ diye sordum. ‘Daha fazla inmeyelim. Işık yok aşağıda.’ diye cevap vermekle yetindi. 

 Buzluk Mağarası’nın dışındaki ufak çay bahçesinde oturuyorduk. Annemlerden izin isteyip tuvalete gideceğimi söyledim. Benim karanlık şeylere olan merakımı bilen ve hareketlerimde bir tuhaflık sezen annem: ‘Sakın bir yere kaybolma. Birazdan yola çıkarız.’ dedi.  Az sonra tekrar buzlu mağaranın içindeydim, tek başıma. Işığın olmadığı bölgeye kadar indim ve cep telefonumun ışığını yaktım. Yol ikiye ayrılıyordu. Sola saptım. Kaygan zeminde dikkatli adımlarla ilerledim. O kadar sessizdi ki. Tam tünelin ucuna gelmiştim ki aşağıdan bir rüzgar sesi geldi ve soğuk bir hava akımı yüzüme çarptı. İşte aklımı başımdan alan bu hava akımıydı. Yerin altından nasıl gelebilirdi ki hava akımı? Mağaranın yakın bir yerde tekrar yeryüzüne çıktığını düşündüm ve diğer çıkışı bulmak gibi çılgın bir fikre kapıldım. Ancak tünelin sonu dibi gözükmeyen bir uçurumdu. Telefonumu buzlu duvarlarda gezdirdim. Hemen solumda bir insanın anca sığabileceği bir oyuk vardı. Oyuktan geçince tekrar bir yol ayrımına vardım. Bu sefer sağa saptım. Hatırlamalıydım bunları: sol- sol- sağ. Karanlık ve uzun bir tünelde yürüdüm. O sırada cep telefonum bateri sinyali verdi: pili bitmek üzereydi! Nasıl da unutmuştum bunu, belki de dakikalar içinde ışıksız kalacaktım. O anda içime berbat bir korku saplandı ve buzlu zemine aldırmadan koşmaya başladım. Yol ayrımlarını unutmuş olmalıydım, taş basamakları bir türlü bulamıyordum.  Kahretsin! Kaybolmuştum. Cep telefonum üç kere bipledi- ve sonra zifiri karanlık.  

 Soğuktan donuyordum. El yordamıyla yolumu bulmaya çalıştım. Buzlu duvarlar ellerimi acıtmaya başlamıştı. O an bütün umudumu kaybettim ve yere çöktüm. Gözümden yaşlar boşanıyordu. Az sonra hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Sesim buzlu duvarlarda yankılanıyordu, sanki aynı anda onlarca kişi ağlıyordu. Aniden durdum. Yankıların arasında bana ait olmayan bir ses duymuştum. O tüylerimi diken diken eden yavaş kahkahaydı bu ve gittikçe sesi yükseliyordu. Koşmaya başladım, ayağım kaydı, yüzümü yere çarptım. Kahkaha yükseliyordu. Bir şey beni ayağımdan yakaladı ve hızla çekmeye başladı. Çığlıklar atarak, suratım buzlu zemine çarpa çarpa sürüklendim. Yaşadığım şok ve acının etkisiyle kendimden geçmiş olmalıyım.       

 Gözlerimi açtığımda önce hiçbir şey göremedim. Yavaş yavaş etrafımda solgun, fosforlu bir ışık olduğunu algıladım. Güçlükle ayağa kalktım. Her yerim ağrıyordu. Birkaç adım atmaya kalktım, burnum sert bir şeye çarptı. Bir çeşit kafesin içinde olduğumu algıladım. Parmaklıkları yoklarken, bir anda kemikten yapılmış oldukları gerçeğiyle yüz yüze geldim. Çığlığımı zorlukla bastırdım. Tenimi ısıran soğuğa rağmen baştan aşağıya terlediğimi duyumsadım. Yaklaşan iniltiler ve ayak sesleri. Çaresizce kafesin arkasına sindim. İki metre gerideki taş duvarın dibine çaresizce çöktüm. Yaklaşan fosforlu ışıklar. Karşımda iki parlak beyaz kafa belirdi. Yumruklarımı sıktım ve bildiğim bütün duaları saymaya başladım. Beyaz kafalar yüzlerini kafese dayadı. Tüylerim diken diken bir halde bu iki acayip yüzü inceledim. İnsan gibiydiler ama bir farklılık vardı. Tenleri bembeyazdı ve solgun bir ışık saçıyordu. Allahım! Gözbebekleri ve burunları yoktu. Anlaşılır bir dilde konuşmaya başladıklarında donup kaldım:

 -Güneş dünyadan.

 -Kayıp yolcu.

 -Yutan’a hediye.

 -Korku yok.  

 Kemik parmaklıkları kaldırıp iki kolumdan tuttular. Karşı koymaya gücüm yoktu. Kaygan zeminli tünelde ilerledik. Taş basamaklardan indik. Yüksek tavanlı geniş bir odaya geldik. İçeride bu yaratıklardan onlarcası yüzünü bana dikmişti. Beni odanın ortasına bıraktılar ve çevremde bir halka oluşturdular. İnsan sesinden çok acı çeken bir hayvanın sesine benzeyen bir sesle konuşmaya başladılar. Söylediklerinden bir şey anlayamıyordum. Hepsi birdenbire sustu ve diz çöktüler. Hep bir ağızdan: ‘Yutan! Yüce Yutan!’ diye bağırmaya başladılar. Yaratıkların arasından başında parlak taşlar olan üç memeli bir yaratığın bana yaklaştığını fark ettim. Önce uzun uzun yüzümü inceledi sonra soğuk eliyle saçımı okşamaya başladı. Bir yandan da iniltili sesiyle konuşuyordu:

 ‘Kayıp yolcu.

 Doğru yerdesin.

 Doğru zamanda.

 Güneş yalancıdır.

 Yalan gözlerinde.

 Gece gerçektir.

 Gece hamiledir.

 Muhteşem gece.

 Raza hyinhyin.

 Derin yalancı.

 İçin gerçektir.

 Gerçeği gör.’

 Uzun tırnaklı elleri göğsümün üzerinde durdu. Tırnaklarını sertçe göğsüme batırdı ve derimi yırtmaya başladı. Acı içinde çığlık attım ve elini itmeye çalıştım. Çok güçlüydü. ‘RAZA HYİNHYİN!’ diye bağırdı. Diğerleri de ‘Raza hyinhyin’ diye tekrar etmeye başladı. Hepsi bir olup üzerime çullandılar ve güçlü parmaklarıyla burnumu yakalayıp kopardılar.  Fosforlu beyaz yüzleri, suratımdan fışkıran kanlarla kıpkırmızı oldu. 

 Günlerdir karanlık bir hücrenin içindeyim. Bana sundukları böcekler ve solucanlarla beslenip hayatta kalıyorum, tabi buna hayat denirse. Her gün yanıma gelip o tuhaf sözcükleri tekrarlıyorlar. Bu cebimden ayırmadığım not defteri ve tükenmez kalem insanlıkla olan tek bağım oldu. Başıma daha ne gelecek? Bilmiyorum. Ama bunları yazmak bana bir zamanlar insan olduğumu hatırlatıyor. ‘Raza hyinhyin!’ Her gün kafamda bu sözcükler yankılanıyor. İşin korkuncu bu sabah uyandığımda bu sözcükleri fısıldıyordum. İçimde bir şeyler değişiyor. Kendimi öldürmeyi göze alamıyorum. Yazmak. Tek yapabildiğim bu. Belki de bunları kimse okumayacak. Kahretsin! Tükenmez kalem bitiyor. Ayak sesleri yaklaşıyor. Fosforlu yüzlerini mağaranın girişinde görebiliyorum. Yavaş, çok yavaş bir kahkaha atıyorlar sanki. Ellerinde beyaz bir çamur var. Yaklaşıyorlar. Allahım sen beni  - Not defterindeki yazı bu noktada sona ermektedir.-

Uran Apak

Yorum Ekle comment Yorumlar (34 Gönderen)

  • Gönderen karmaşıqq, 18 Ağustos, 2008 15:29:00
    comik
  • Gönderen üçdost, 14 Ağustos, 2008 16:54:22
    bence çok gerçekçiydi ama o beyaz şeylerde ne ben buzluk mağarasına çoğu kez gittim gerçekten çok ürperticiydi.ben bunun gerçek olduğunu düşünüyorum en alta gitmeyi acaba neden bırakmıyolar
  • Gönderen mhanyaq_othesi, 13 Ağustos, 2008 00:03:37
    etqileyici ama gsl br efsaneydi..
  • Gönderen nagi, 12 Ağustos, 2008 07:00:43
    böghhhhhhhhhhhhh hayret ya birini inanmış bunu yayınlamış oldugunu bile düşünemiyorum.dünyadan Uran Apak'a yemişler seni :))
  • Gönderen nina, 08 Ağustos, 2008 18:06:09
    çok saçma... :S
  • Gönderen idil, 07 Ağustos, 2008 01:29:20
    amannnn bence uyduruk bir hikaye :D daha inandırıcı bişey olaiblirdi...
  • Gönderen Map Of The ProbLematique*, 06 Ağustos, 2008 21:50:47
    YA emn oLamadım bu qercek mi diiL mi :/
  • Gönderen astro_21, 05 Ağustos, 2008 18:09:13
    Puhahaha =) ii zırvalamış yazan eleman yok neymiş arkeologlar bulmuş yazdığı not defterini cart curt hani aziz nesin demiş ya türkiyenin %50 si aptal die harbiden ii bi tehşis , bunu yazan ve inanarak okuyanlarda artık %50 lik dilimden kendilerine pay ayırsınlar...
  • Gönderen asya, 05 Ağustos, 2008 16:27:06
    amannn hiç hoşuma gitmedi korkunç ta değil. bence küçük bir çoçuğun uydurmuş olabileceği bir hikayeye benziyor..
  • Gönderen müge, 05 Ağustos, 2008 13:35:29
    valla yalan mı gercek mi anlamadım
  • Gönderen ilayda, 04 Ağustos, 2008 13:04:56
    ne kadar sacma bılım kurgu eeeeeeeeeeeeeeeee adam ordaysa bu yazıyı babam mı yazıyor ben anlamadım korkacak hıc bırsey yok vaktım bosa öldü hemde elazıgda mukemmel bır ıl artı kuranda mealı acıp okuyun aallah ınsanlardan daha ustun kımseyı yaratmamıs
  • Gönderen teleferik16, 01 Ağustos, 2008 19:46:41
    he doğru doğru benim bi arkadaşımında penisini kopardılar o mağarada
  • Gönderen ToPRaK77, 30 Temmuz, 2008 00:59:51
    yooooo!! beN o maĞaraya giRdim öLe bişi YoK :)))
  • Gönderen aslı, 28 Temmuz, 2008 18:12:03
    atmasyonun bu kadarı pess yani
  • Gönderen halim, 26 Temmuz, 2008 15:58:14
    tebrik ederim uran, elazıgdaki gunlerini iyi degerlendirmişsin. iyi bir eser bu hikaye, sen de bir edebiyatçı olarak yeni eserler sunabilirsin topluma bence.
  • Gönderen melek, 23 Temmuz, 2008 14:03:06
    the descent(cehenneme bir adım kala) filminin değişik wersiyonu olmuş resmen.o filmde bnm hayatımda izlediğim en saçma korku filmiydi.bi grup salak kadın bi mağaraya iniolar we kayboluolar.arkadaşın bahsettiği yaratıklar o filmdede mewcut.komik olmuş:)))
  • Gönderen Lich, 23 Temmuz, 2008 02:21:24
    hehe süpersin kardeşim... devam et merakla bekleyip okuyorum ve okuyacam...
  • Gönderen ejder, 22 Temmuz, 2008 11:46:08
    eğer bu doğruysa o mağraya bende girmek isterim macerayı severim bana ulaşsın bunu yazan kişi doğruysa tabi ben ciddiyim
  • Gönderen cakal, 21 Temmuz, 2008 01:29:48
    kim yazdıysa güzel yazmış yazan böyle yazmaya devam edrse hollywood dan ii bi teklif albilir..:)
  • Gönderen yeşim, 20 Temmuz, 2008 23:17:08
    fena değil
  • Gönderen Bet@, 20 Temmuz, 2008 18:43:28
    ulan kim o kadar korktuğu halde bunları bukadar uzun yazıyı hemde yazar az salla ya....
  • Gönderen BıG GiCciXx, 19 Temmuz, 2008 20:33:53
    adam harbi sallıyo bunu çocuğa anlatsan suratına tükürür ayne mekana ben de gittim soğuk bayağı soğuk mapğarayla ilgili anlatılan tek şey uzun zaman önce bi köylünün o mağaradan düşüp bir kaç gün sonra fırat nehrinden çıktığı yani sonuna kimse hala inemio...
  • Gönderen ırmak, 19 Temmuz, 2008 14:24:58
    çokta korkutucu değildi yaratıklar falan ne oluyoruz abi kim inanır bunlara beyaz burunsuz şeyyler çok inandırıcı(!) tek merak ettiğim şey ve bence en güzel kısım allahım sen beni......
  • Gönderen onur, 17 Temmuz, 2008 17:14:01
    acaip kotu bir hikaye yayınlarken utanmadın mı?
  • Gönderen athena, 15 Temmuz, 2008 15:16:22
    yha gzl ama bn asla böle bişeyi göze alamazdım
  • Gönderen anıl, 15 Temmuz, 2008 11:04:43
    abi ben bole yere gittim ama harbi soğuk orda solucan falan besleyemezler olamaz o çamur eyil 1 kere çamur gibi maske siyahlar bulmus bazı yerlerini beyaz yapmak için çok saçma bence
  • Gönderen gorkem, 15 Temmuz, 2008 02:00:57
    ya bı gıt yaaa kafes mıs salk salk seyler gonderıp duruolar ben ınanmadım ayrıcada berbat feyeze katılıyıorum amercqn korkusu gıbı
  • Gönderen özlem, 14 Temmuz, 2008 10:56:24
    peki nasıl o kafesten çıkıpta yayınlıyor anlamadım saçma ve berbat
  • Gönderen king diamond, 13 Temmuz, 2008 14:14:30
    arkadaşlar okuduğumuz bu hikaye Lovecraft'in oluşturduğu Cthulhu Mitosuna ait yeni bir hikayedir. Yaratıkların söylediği "raza hyinhyin" dikkat ederseniz Lovecraft metinlerinde de geçmektedir.
  • Gönderen feyez, 13 Temmuz, 2008 02:42:56
    Klasik amerikan gençlik korkularından daha berbat bir hikaye.
  • Gönderen Musab, 12 Temmuz, 2008 19:24:42
    Bence gerçek diildir;kim o yaratıklar, metafizik alemde türleri ne,'' Raza hyinhyin '' ne demek? Ama olayın Elazığ'da geçmesi, orada bir mağaranın adı verilerek anlatılması ve olayı yaşayan kişinin orda yaşadıklarını not alması hikayeyi gerçekçi kılmış. Güzel diyemiycem adamın yaşadıkları (!) güzel şeyler diil ama hikaye heyecan verici.
  • Gönderen kübra, 11 Temmuz, 2008 16:39:32
    bn bi ara gerçek bi olay sandım wallla çok harika bi hikaye olmuşşşşşşşşş
  • Gönderen keten_prenses, 11 Temmuz, 2008 12:28:24
    yha ne kadar mükemmel bi hikaye mütiş ...
  • Gönderen king diamond, 09 Temmuz, 2008 21:56:47
    Cthulhu Mitosuna dahil bir hikaye olması nedeniyle dikkate alınması gerekiyor. Tebrik ederim
Copyright © 2003-2008 Korku.Org :: info@korku.org :: webmaster@korku.org
Yazıların izinsiz kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'na göre suçtur.
Bu site en iyi Internet Explorer ile görüntülenebilir.
eXTReMe Tracker