Param çok az kalmıştı artık. Bana para vermek istedi ama kabul etmedim. Bir yolunu bulacaktım. Belki bir iş bulabilirdim burada. Sonra vazgeçtim. Belki de onu soyup buralardan uzaklaşabilirdim. Böyle bir pislik yapabilirdim çünkü daha önce de yapmıştım. Bir an önce ne yapmam gerektiğini çözmem gerekiyordu. Gece beni harika bir yere götürdü. Arabası varmış. Tarla gibi bir yere gittik. Çimenlik bir alana yürüdük. Çimenlere uzanmamı söyledi. Gökyüzüne çevirdim bakışlarımı. Simsiyah bir gökyüzü ve üstüne işaretlenmiş beyaz noktalar vardı. Harika parıldıyorlardı. Bayılmıştım. Teşekkür ettiğimi göstermek için dudaklarından öptüm. Sonra yine izlemeye başladım. Pantolonunun cebinden tabla çıkardı. Açınca içinde ne olduğunu gördüm. Cigara getirmişti. Bu kadın beni giderek daha çok şaşırtıyordu. İlk çıkardığından sonra beş tane daha içtik. Kafamı yerinde tutamıyordum. Bayılmak üzereydim. Yıldızlar beni çağırıyordu. Bıraksam bedenimin ağırlığını, uçabilirdim. Ama hala ruh olmayı başaramamıştım. Hep boktan bir beden olarak kalacaktım. O ise sanki benden çok daha başarılıydı. Uçtuğunu görebiliyordum. O da uçtuğunu biliyordu. Sinsi sinsi gülüyordu gözleriyle. Ne zaman yıldızları izlemeye gitsek biraz daha deliriyordum. Ona ise hiçbir şey olmuyordu. Ama ben yıldızlara ulaşmalıydım. Bir gece tek başıma gitmeye çalıştım ama çok uzakta olduğu aklıma gelince vaz geçtim. Köyden de yıldızlar gayet netti aslında ama etraftaki binaların yokluğu çok şey anlatıyordu insana. Tamamen çıplak kalıyorduk çimenlerde ve izliyorduk. Nedense çoğalması gerektiği halde sevişmelerimiz azalmıştı. Ama yıldızlar yine de daha cazip geliyordu. Bahsetim mi bilmiyorum ama bir süredir kıyafetlerimi de yıkamaya başladım. Hatta yeni birkaç şey daha aldım. Yapılmıyordu kıyafetsiz. Çok kötü kokuyorlardı çünkü. Banyo problemimi de köyün hamamına giderek çözüyordum. Sadece bilginiz olsun diye söyledim. Tuvalet derdi ise daha kolaydı. Oturduğum yerin hemen karşısında cami vardı. Geceleri zaten tuvalete gitmeyen biriydim. İki ay dolmak üzereydi artık. Şehirden uzak iki ay. Ne kadar iyi gelmişti veya ne kadar kötü gelmişti bilmiyordum ama farklı hissediyordum. Ama artık buradan gitmeliydim. Paraya ihtiyacım vardı. Param suyunu çekmişti çünkü. Ondan almayı düşündüm. Zorla olacaktı ama bu, kibarca isteyemezdim. Evine gittim. Ne de olsa yine çimenlere gidecektik. Kapıyı çaldım. Bu eve sadece birkaç kere gelmiştim. Ama neyin nerde olduğunu biliyordum. Mutfağa gittim hemen. Çekmeceden büyük bir bıçak aldım. Arkasından yaslanıp boğazına sarıldım. Hiç heyecanlanmamıştım. Çok sakindim. Ama utanıyordum ve ereksiyon olmuştum o sırada. Sanırım ben sapık biriydim. Aklım yerinde değildi. Çünkü bu tarz şeyler öyle insanlara olurdu. Konsantre olmam gerekiyordu bir an önce. Bütün paralarını vermesini istedim. Bir de arabanın anahtarını. Kapıyı çarpıp çıktım. Sorunsuz atlatmıştım neyse ki. Ama ikinci kez suçluydum. Önce arkadaş denilen adamlardan çaldığım kredi kartları ve şimdi de bu kadın. Gerçi iki seferde de ‘tecavüz’ ettiğim insanlar yakınlarımdı. Ama ben İstanbul’ dan sonra yakınlara inanmıyordum. Başta da dediğim gibi hepinizden iğreniyorum. Bunları anlatmamnın tek sebebi bana imrenmeniz için. Neler yapabildiğimi görmeniz için. Sizin gibi bir yere takılıp kalmıyorum. Göçmen hayatı da yaşamıyorum ama en azından hiçbir şeye zorunlu değilim. Siz ise mecburiyetinizin esirliği altında çürüyüp gidiyorsunuz. -Daktiloda göze çarpanlar- ‘buradan kurtulmalıyım iyi değil... bunu yapmamalıydım...binlerce çözüm üretebilir insan eğer isterse ama ona hazır sunulan bir tane varsa hemen onu kabul ediyor. Biliyorum ben de sizin gibiyim. Çünkü ben de onu kabul ettim. Ama şimdi geri dönmek istiyorum. İstanbul’ a geri dönmek istiyorum. Bugünlerde çok sık başım ağrıyor. ...zamanı geliyor. ...bir insan yaşamından ibaretken bireysel özgürlük, biz özgürlüğü elde etmek için insanlar öldürüyoruz. Halbu ki elde ettiğimizi sandığımızda bile; o özgürlük değil, çok bencil düşüncelere yapılmış kölelik oluyor. ----- Arabayı bindiğim gibi gazladım. Nereye gittiğim önemli değildi. Önemli olan ne için gittiğimdi artık. Bir gün tekrar İstanbul’ a da uğrayacaktım. Bilmediğim bir yolda gazlarken aklımın içinde bazı şeylerin yer değiştirdiğini hissettim. Mantık ve sevgiydi sanırım bunlar. Veya başka bir şey. Emin değildim ama bir şeyler yer değiştirmişti. Delirmek üzereydim. Bunu anlıyordum yol altımdan kayıp giderken. Fara çarpan asfalt arkasında gölgeler bırakıyordu. Ama ben arkaya bakmıyordum işte. Siz gölgeler içinde uğraşırken ben ışıkta korkusuzca koşuyor olacağım artık. Umarım, yoluma bana yardım edecek bir şeytan çıkar. Bu arada, bunca şeye rağmen kaba olmak yersiz. Bendeniz Kaan. Köyden oldukça uzaklaştığımda daktilomu orada unuttuğumu fark ettim. Terler aktı alnımdan. Onu orada bırakamazdım. Benim için çok önemliydi. Yazılanlar okunmuşsa bir de daha kötü olurdu. Yazılanlar okunmamalıydı. Ani bir fren ile geri döndüm. Nasıl bir yol izlediğimi bilmiyordum ama o köye geri dönmeliydim. O kadar hızlı gitmiştim ki köye hemen varmıştım. Yola çıktığımdan beri çok farklı yere sapmamışım çünkü. Hemen odaya gittim. Anahtar kalmıştı cebimde. Hemen açtım kapıyı. Daktilo orada değildi ama. Odamı kirayalan amcaya gittim. Kapısını sertçe çaldım. gece saat üç gibiydi. Ve köyde bu saatte herkes uyurdu. Sinirli bir şekilde açtı kapıyı. Bağırıp çağırmasına izin vermeden daktilomun nerede olduğunu sordum. Bana sürekli birlikte olduğum şu kadının aldığını söyledi. Aptal herif böyle bir şeye izin vermişti. Bunun için onu cezalandırmam gerekirdi ama önce daktiloyu almam gerekiyordu. Acele bir şekilde kadının evine gittim. İçeri girdiğimde kadın arkası dönük bir şekilde duruyordu. Daktilomu istediğimi söyledim. Arkasını yavaşça döndü. Elinde daktilom ve yazdığım yazılar vardı. Kadın ise ağlıyordu. Önce ağlamasına anlam veremedim, hemen ardından da umursamadım. Üstüne yürüdüm ve daktiloyu elinden kaptım. Üstünde duran kağıtlar uçuştu etrafa. Hemen topladım hepsini. Bu sefer onu fiziksel olarak da öldürecektim. Ben harekete geçmeden sordu. “Beni neden öldürmedin?” “Öldürdüm.” Yaşlarına ara vermeye çalıştı. Böyle bir durumda ağlaması çok anlamsızdı. Acınası bir hali vardı. Ben acımazdım ama, ayakkabımı suratına geçirmeyi düşündüm. Çok seviyesiz duruyordu karşımda. Bir başkasının yanında ağlanmazdı. “Ne demek öldürdün? Hala hayattayım gördüğün gibi.” "Öyle olduğunu sanıyorsun. Bir hiçsin sen artık. Tecavüz ettim tüm değer sandığın şeylere. Ahlakın artık beş para etmez. Zaten hiç kimse ahlak nedir bilmez. Seni fiziksel olarak öldürmedim sadece. Onu da şimdi yapacağım. İlk bedenim olacaksın. Sahiplendiğim ilk beden.” “Yazdıklarının hepsini okudum.” “Biliyorum. Bu yüzden ölmelisin zaten.” “Artık ahlakım kalmadığına göre, gerçekten de ölsem ne fark edecek ki?” “Havayı kirletiyorsun. Ölmelisin.” “O zaman beni öldür ve bak neler oluyor.” |